--Kişisel

Rojili bojili

Hava soğuktu, arabalı vapurun iç kısmındaki tahta oturaklarda oturuyorduk. Hani şu; boynunda fotoğraf makinalarıyla dolaşan, çekik gözleriyle gülümseyen tatlı insanlar var ya, onlardan orta yaşlı iki kadın yanımıza gelip oturdular gülümseyerek. Onlara bakıyordum, 7-8 yaşlarındaydım. Bana gülümsediler tekrar ve annemlere video kameralarını işaret edip, kardeşimle beni çekip çekemeyeceklerini sordular… Bizimkiler de tabi tabi deyip bizi öne doğru itekleyince, yanımıza gelip ikimizi çektiler. Güldük el falan salladık, şaşkındık klasik çocuk halleri, sanırım ilk kez biri videoya çekiyordu… Bizimkilerin de eski model Kodak fotoğraf makineleri vardı yanlarında, onlar da onunla fotoğrafladılar anı. Teyzelerle bizde de bir hatıra kalsın istediler.

Tüm bunlardan sonra, babama video kamera ile ilgili sorular sormaya başladım. Nasıl bir makina o? Fotoğraf makinemizden farkı ne? Ve bizi neden çektiler?..

-Bizi görebilmek için, hatıra kalsın diye çektiler.

Tamam. Peki, onlar bizi şu an görebiliyor mu?

-Evet, onlar şu an bizi izleyebilirler.

Bu yanıtın üzerine, evde bir hafta boyunca türkçe dersi verdim onlara.


Sonrasında sorgulamaya başladım… Tamam bizi görüyorlar, derslerimi izliyorlar da, hiç bir dönüş alamıyorum, faydalı olup olmadığını öğrenmeden daha fazla ders veremem!

“Göremiyorlar kesin! Babam yanlış biliyor ve o an çektikleri kadar görüyorlar sanırım.”

Kamera hakkında daha düzgün sorular sormalı ve daha anlaşılabilir yanıtlar almalıydım. Allah’tan böyle bir çıkarımda bulunmuşum sonunda ki, akşam yemek masasında doğruyu öğrenip, daha fazla öğretmen edalarında dolaşmadım evde.

Ben çocuktum. Çekik gözlü olmalarını, memleketlerini, dillerini yadırgamadan, ders vermeye kalkmıştım evde o insanlara. Ayrımcılık ne demek bilmiyordum. Bu bana öğretilmemişti. Ve anlaşılan, görülen o ki doğuştan da gelen bir yeti değil bu.


Rojbin; gün gören, güneşi gören demekmiş. Rojbin’e anlamını soranlara sadece “Gün.” diyordu. Sessiz sakin, esmer, kıvırcık saçlı, saçları belki biraz kirli, zayıfça bir kızdı. Yaşı bizden bir kaç yaş büyüktü. Bozuk türkçesiyle, arka sıralarda otururdu. Dersi anlamaya çalışırdı. Bazen konuşurdum onunla, tenefüslerde bile pek nadiren sırasından kalkardı. Kafasını kaldırmazdı defterinden, kitabından. Bize uymaz, yaramazlık yapmaz, oyun bile oynamazdı. Hocamızın neden suratını ona bakarken ekşittiğini hiç anlamazdım… Çünkü sınıfın, belki de en uslu öğrencisiydi Rojbin.

Ezik büzük bir ton yazıyla dolu sınav kağıtlarımızı okurken, onun kağıdına geldiğinde, “Bu nasıl cevap, aptal.” gibi hakaretler bile ederdi. Sürekli suratı ekşirdi konu Rojbin olunca. “Rojbin de nasıl isimmiş! Rojili bojili!” diyordu. Yanına gidip saçıyla oynayarak, kafasını itekler gibi, saçını çeker gibi yaparak, “Rojili Bojili” dediğini de duymuştum.

Ve ben o zamanlar neler olduğunu anlayamıyordum, öğretmenimi seviyordum!.. Video kameraya çekildim diye, evin salonunda ders veren çocuktum ben! Ne bekleyebilirsin ki? Benim çünkü kimseyle bir alıp veremediğim yoktu! Öğretmenimin de yoktu!

-Rojbin sessiz küçük bir çocuktu. Siz ise kocaman bir kadındınız?… Neden Rojbin’e karşı bu kadar kötüydünüz ki?

-Neden benim aklıma bunlar geliyor durduk yere ve ben çok üzülüyorum!!?? Sizden neden nefret ediyorum???!!


Rojbin sürekli iki eliyle eteğini tutarak, eğik yürürdü. Ben yaramazdım. Belki bir dayak hak ediyor bile olabilirdim. Belki bana ekşi bir yüzle bakılabilirdi…

Bir gün tuvaletteki çeşmelerle oynamıştık, sınıftan beş altı kişiyle, üstümüz başımız sırılsıklam olmuştu. Tahtaya çıkarmıştınız bizi, kızıyordunuz. Tahtadaki herkese kızdınız tek tek, ben hariç. Bana bakıp “Islak küçük tatlı ördek seni!” demiştiniz gülerek.

Nasıl hastalıklı bir ruha sahiptiniz!?.. Bizi nasıl yaraladınız, nasıl kıydınız!

O küçücük çocuğun suçu Kürt olmak mıydı? Esmer, zayıf, fakir olmak mıydı?

Gözümün önünde nasıl zarar verildi o küçücük cana ve şimdi nasıl hissediyorum, o an nasıl anlayamadım, canım nasıl yanıyor, suçluluk, pişmanlık ve kederle dolup taşıyorum.


Çekik gözlü teyzelerle çekindiğim vapurdaki fotoğraf da, sizin yanınızda durduğum hatıra fotoğrafım da, hala duruyor evde. Ve bugün tekrar gördüm her ikisini de…

Ben sizden daha iyi bir öğretmendim.

Ayrıca bu yazıları da beğenebilirsiniz...

5 1 vote
Article Rating
Takip
Bildir
guest
4 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Vasfi
Vasfi
2 ay önce

Hayal gücünün sınırları :).

Konuştuğu cümlenin sonunun nereye varacağını düşünmemek, karşı tarafı inciterek eğleniyor olmak hala büyük bir sorun.

meltemderal
2 ay önce

kelimelerin özenli seçilmemesinin, konuşmuş olmak için konuşmanın hazin sonu.

4
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x