Gidişat

Günlük iki üç cümleyle kendimi 30luk’ta ifade ettiğimde, buraya yazacak pek bir şeyim kalmıyor. Aslında tabiki de çok şey var… -da yok. Çünkü zaten fazlasıyla yontulmuştu burada kurduğum cümleler. Maalesef hala da öyle…

Ailemin evinden, istediğim zaman çıkıp gidebileceğim bir evim olmadığını bilmek, fazlasıyla germeye başladı beni. Yıllardır bu benim için, kendimi bir çeşit “garanti altında” hissetmekmiş… Gün geçtikçe daha iyi anlıyorum. Antalya da neredeyse vazgeçilmezim olmuş. Çok özledim. Resmen havasını suyunu derler ya öyle. Çanakkale’liyim. Burayı da seviyorum. Ama Antalya sevgimle kıyaslayamıyorum, üzgünüm. Hayır Atatürk bile söylemiş ki; ” Hiç şüphesiz ki Antalya, dünyanın en güzel yeridir.” diye…

30luk’un ne olduğuna tam karar verebilmiş değilim. Ama ne olmadığını biliyordum. Kişisel blog olmayacaktı, burası kişisel kalacaktı, ama öyle olmadı. Burada hazırlamam gereken portfolyo sayfasını bile orada hazırladım. Yine kişisel blog oldu neredeyse… İzlediğim videoları, dinlediğim müzikleri ve paylaşmak istediğim gündelik yaşantımı kısa kısa paylaşıyorum. Misal Çanakkale köprüsünden geçişimizi bile orada yazdım. Sanırım kısa kesitler daha cazip gelmeye ve üşenmeye başladığım için, burada değil de orada yazıyorum şimdilik.

Portfolyoyu buraya taşıyıp, blog orası mı olmalı… Yoksa burası kalmalı, arada gelip böyle yazmalı mıyım ya da yazabilir miyim onu da bilmiyorum. Neyse şu an depresyon modundayım üstüme gelmeyeyim 😀 Ders de çalışamıyorum doğru düzgün. Buraya “İyi gidiyor dersler.” yazdığımdan beri… Hayır nazara falan da inanan bir insan değilim, inandırdı okuyanlar neredeyse 😛

Sürekli alışveriş yapasım var. Ve aldıklarımla çıkıp dolaşasım… Ama burada değil. AİLEMİN OLDUĞU ŞEHİRDE DIŞARI ÇIKAMIYORUM. Lanetlenmiş gibiyim. Bu şehirde bir bok yapasım gelmiyor. Elimden gelse yataktan çıkmayacağım. Kimseyle görüşmeyeceğim. Sürekli alışveriş yapacağım. Mesela akustik gitar almak istiyorum. Sonra bir ton ayakkabı. Hiç klasik ayakkabım yok. Klasik de alasım var, spor da… Tişört, gömlek, pantolon, hooodieee diye yazılan ama asıl türkçesini bilmediğim ve şu an merak edip bakasım gelse de bakmayacağım (baktım kapşonlu sweatshirt- aman ne türkçe) yani işte dünyayı alasım, sonra kargo gelince sevinesim ama kapıyı açasımın gelmeyesi ve evdeki herhangi bir kimseye açtırasım var. Mal gibi yatmak istiyorum. Dizi-film izlemek ve mutsuzluğumla baş başa kalmak. Bu şehirdeyken başıma gelen hep bu.

Her neyse. Blog aynen bu şekilde durmalı, depresyonumu en güzel buraya yazıyorum onu fark ettim. 19 yaşımdayken depresyonik sıkıntılarıma Pink iyi geliyordu. Şu Fucking Perfect, Raise Your Glass, So What falan… Çatlak bir kadındı ve güçlüydü. İdoldü. Şimdi Queer eye izliyorum. Muhteşem beşli iyi geliyor herkese. Ağlıyorum izlerken 😀 şaka gibi ama gerçek. Bir şeyler tıkınırken bir yandan onu izleyip ağlayan şişkolar gibiyim. O da bitecek bir kaç güne sonra napiciğim bilmiyorum. Göbeğimden nefret ediyorum. Saçma küçük yuvarlak bir yastık gibi çıktı. 29-30’u bekliyormuş.

Sevgilime verdiğim düzenli çalışma sözünü tutamadım. Suçlu ve üzgün hissettiriyor bu beni.

30 yaşına geldim ve hala hayatıma müdahale ediliyor ailem tarafından. Yaptıklarım veya yapacaklarım yüzünden yine suçlu, üzgün ve bastırılmış hissediyorum bu evde. Özgür değilim. Bu yüzden bir bok yapasım gelmiyor. Bunları düşününce yine ağlayasım geliyor, ama sinirden bu kez…

Neyse, daha yazmak istiyordum galiba da zor geldi. Teoman’ın Güzel bir gün ölmek için dediği şarkıyı armağan ediyorum herkese. Tschüss

Bu arada ben başarılı bir tasarımcıyım bebeğim, Portfolyoma bakabilirsin 😛