--Kişisel

Gerçeklikte kayboluş

Bir gün başlıyor ve bitiyor. Güneşi doğarken görüyorum ve sonra batarken görüyorum. Koşarak servise bineceğim durağa giderken, ya yeni doğuyor oluyor ya da batıyor. Pek de umursamıyorum. Mühim olan salak günün bitmesi. Bir an evvel bugün bitse de kurtulsam diye düşünüyorum sürekli. Bazı günler hariç… Mesela bazı pazarlar… Evde olduğum pazarlar hiç bitmese güzel olur.

Mesela el ele tutuşup denize girdiğimiz gün. Ya da el ele tutuşmuş muyduk yoksa zihnim bana oyun mu oynuyor? Çünkü ilahi bir bakış açısıyla geliyoruz aklıma sürekli ve sürekli arkadan el ele tutuştuğumuzu, yavaşça soğuk denizin bize doğru gelmeyen ters dalgasıyla denize girdiğimizi görüyorum. Belki de yavaşça kafayı yiyorum? Hızlı geçen birlikteliklerin aksine, yavaş geçen tiksinerek güne başladığım hemen hemen her günüm gibi… Yavaşça sıyırıyorum.

Sadece ben değil herkes sıyırıyor biliyorum. Ya da sıyırmış. Çoğunluğu gerizekalı veya delilerden oluşan bir toplumun içerisinde nasıl sıyırmazki insan? Herkes lanet ediyor, herkes bugün de bitse de kurtulsak diye bakıyor… O zaman neden yaşıyorsunuz? O güzel ama hızlı geçecek dakikalar uğruna mı nefes alıp veriyorsunuz?

Hayır, muhtemelen bir umut, ileride yavaş geçecek keyifli dakikalar yaşamanın umuduyla, hala canınıza kıymıyorsunuz.

Siteye son yazdığım yazıdan sonra defalarca yazmaya çalıştım. Mutlu olduğum dakikaları, yani henüz çalışmaya başlamadan evveli, egzamalarımın tekrarlamadığı dönemi yazmaya çalıştım olmadı. Saçma sapan geçirdiğim son bir yılın, bana kocaman hediyesi egzama olmuştu bilindiği üzere. Şimdi durup durup minik hediye paketleri beliriyor yüzümde yine aşırı mutlu, güzel bir hayatım olduğu için. Üstüne bir de her gün taktığım maske yüzünden, yüzümde çıkan büyük boy sivilcelerim var. Yani çok mutluyum. Yine çok mutlu olduğum bir dönemi seçtim yazmak için. Adada yemyeşil yollarda yürüdüğümüzü, bir ton bayırı bile mutlu mutlu yüzümüzde kocaman gülümsemelerle çıktığımızı, İstanbul’u, hayallerimden daha güzel günler geçirdiğimi de anlatmaya çalışmıştım oysaki, bundan önce yazmaya çalıştığım denemelerimde. Hatta hepsinde mutlu olduğumu anlatmıştım, ama tuhaftır ki hayatımın iğrenç kısımlarından dert yandığım yazıyı yayınlıyorum yine.

Güneşin kızıllığı ve turuncusu yüzüne çarpıyordu. Gözlerinin yeşili denizden miydi, yoksa gökyüzünün maviliğini mi yansıtıyordu gözleri bilmiyorum. O an çözemediğim bu ikilemi şu an hiç çözemem ki… Ne de olsa ilahi bir bakış açısıyla sıyırıyorum. Belki de hayaldi rakı bardağının devrilmesi, ardından rakıyı tümden devirmem. Belki de rüyaydı garsonun gülmesi ve utanarak masadan kalkmamız gerektiğini düşünmemiz. Çünkü şu an düşününce ve hayatıma bakınca, gerçek olamayacak kadar güzel geliyor yaşadıklarım. Ada vapuru yandan çarklı… Bir diğer güneşin batışını daha hatırlıyorum. Onda da yine güneş yüzüne vuruyordu. Arkada yel değirmenleri dönüyordu. Hayır dönmüyordu. Ya da dönüyordu bilemiyorum. Cansız objeler yerine, anın gerçekliğine ve varlığına odaklıydım. Onlar ister dönsün, ister dursunlar…

Gördün mü, hep güneş batıyor mutluyken. O gün çabucak son buluyor zihnimdeki her anımda. Ama bugün bitmiyor. Bugün geçmek bilmiyor. Bugünlerimin hızlıca geçmesini dilediğim için ve böylesine berbat harcadığım, mutsuz geçirdiğim her saniyem için acıyorum kendime. Ve benim gibi hisseden herkese…

Ayrıca bu yazıları da beğenebilirsiniz...

0 0 vote
Article Rating
Takip
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x